XaiJu
Sevan Nişanyan
Sevan Nişanyan

patreon


Manitu adına, ugh!

10 Kasım 2009

“Aztekçe tepetl dağ demekmiş, demek ki Kızılderililer Türktür” diye akıl yürütenlerin mustarip olduğu hastalığa tıp dilinde ignoramus maximus deniyor. Türkçesi zır cehalet.

Atamız zamanında elde çok fazla malzeme yoktu, bir yerde mazur görmek lazım. Ama bugün öyle değil. Amerikan yerli dilleri dilbilim camiasında popüler bir konu, tonla araştırma yayınlanıyor, üç yüze yakın dil belgelendi, tasnifler değişti, arkeoloji alanında nefes kesici yeni bilgiler çıktı.

İlk insanlar bundan 12.000 yıl önce Kuzeydoğu Asya’dan Amerika’ya geçmiş. Yerli Amerikan nüfusunun yüzde 90 küsuru o göçenlerin soyundan gelme. Muhtemelen ilkinden 4000 yıl sonra ikinci bir grup gelmiş, Kanada’nın en batısından Teksas’a kadar uzanan alana serpili Na-Dené ve Tlingit dilleri ailesini getirmiş.

Şimdi bu insanların bir kısmının Ötüken ve Ergenekon taraflarından gelmiş olması mümkün mü, mümkün pekala. Ama şöyle bir sorun var. Bugün Türkçe dediğimiz dil konusunda bildiklerimizin ufku taş çatlasa bundan 2000 yıl öncesine gidiyor. Proto-Altayca hipotezi doğruysa hadi diyelim Türkçe ile Moğolca ve Tunguzcanın atası olan dilin iki-üç yüz kelimesini azıcık tahmin edebiliyoruz, olsa olsa 3000 sene öncesi.

Kıyaslamalı dilbilimin büyük zaferi Hintavrupa anadilidir. O da bundan 5000 veya 6000 sene öncesine gider. O dilin bugüne kalan yüzden fazla türevi olduğundan, ve bunların hepsi çok iyi belgelenmiş diller olduğundan, binlerce ve binlerce dilbilimci iki yüz sene boyu eşekler gibi çalışıp Hintavrupacayı çözmüşler. Bilip bilebildiğimiz bu kadardır, bundan ötesi yok.

Sivil halktan birinin “aa bak lan bu kelime buna benziyor” deyip doğru sonuç çıkarabileceği zaman dilimi bilemedin iki bin senedir. Ondan eskisi uzmanlık alanına girer. Mesela Farsça sad (100) ile Latince kentum (100) ve Yunanca hekaton (100) aynı kelimedir, Hintavrupa fonolojisine vakıf biri bunu şıp diye görebilir. Ama “vatan emreder ben yazarım” ekolünden gelen amca göremez. Nerede kaldı on iki bin sene!

Şöyle anlatayım. Amerika dilleriyle Türkçe belki de akrabadır, olmaz diye bir şey yok. Türkçede bugün tepe dediğimiz kelime belki Witoto dilinde uqqultup, Zuni dilinde de haadowo şeklini almıştır, olabilir. O zaman sen de otur, dersini çalış, ses değişim kurallarını bul, ispatla, değil mi? Onu yapmadığın sürece yaptığın iş sallamacadır, o kadar.

Kızılderili kilimleri de Anadolu kilimlerine benziyormuş, iyi mi? Bana sorarsanız Ermeni halıcının biri götürmüştür, Kristof Kolomb’dan bin sene önce.1


1 Son cümleyi tabii espri olarak yazmıştım. Meğer gerçeğe tahminimden daha yakın imiş. Dr. Tamer Eryılmaz Kızılderili kilimlerinin öyküsünü anlattı.

Kızılderili kilimlerini 1950’lerde rezervasyonlarda el sanatlarını ve ticari girişimciliği artırmak amacıyla küçük işletmeler kurmayı özendirmek için çeşitli yolları denerken beyaz Amerikalı sokmuş. Desen olarak da sağa sola bakmışlar ve Türk kilimlerinden desenler alıp öğretmişler. Öğretenin Ermeni olup olmadığını bilmiyorum.

Yerli Amerikalılarda dokuma hemen hemen sadece Navajolarda ve İspanyolların gelmesinden sonra başlamış. İlk dokumalar battaniye türünde. 1800’lerin ikinci yarısına kadar kilim veya “rug” diye bir şey yok. İlk battaniyeler “reis battaniyesi” (Chief’s Blanket) adı altında satılır ve tanıtılırmış. İlk kilimler 1850’lerde gözükmeye başlamış.

İlk görülen desen çeşitli renkte paralel çizgiler. Daha sonra paralel çizgiler zig-zaglar kazanarak dalgalı bir görünüm almışlar. Ortasında eşkenar dörtgen (karo veya baklava) olan desen ilk defa 1880’lerde görülmüş. Zaman icinde değişik desenlerin sayısı artmış.

İlk kayınpederim ABD’de Navajo eğitim sisteminin kurulmasında emeği geçen bir dilbilimciydi ve Navajo dilini bilirdi. Merak edip sormamışım o zaman.


More Creators